YAZAR

Halide Edip Adıvar

Özet
  • Doğum tarihi: 1884, İstanbul
  • Ölüm tarihi ve yeri: 9 Ocak 1964, İstanbul
  • Defnedildiği yer: Merkezefendi Mezarlığı, İstanbul
  • Eş: Abdülhak Adnan Adıvar (e. 1917–1955), Salih Zeki (e. 1901–1910)
  • Çocuklar: Hikmetullah Zeki Sayar, Ayet Sayar

Son Güncelleme 3 ay önce

Cumhuriyet Dönemi kadın edebiyatçı ve yazarlarımızdan en ünlüsü olan Halide Edip Adıvar, 1884 yılında İstanbul’da doğdu. Aynı zamanda siyasetçi ve akademisyen kimliği de bulunan Adıvar’ın diğer adı da Halide Onbaşı’dır. 1919’da vatan işgaline karşı İstanbul meydanlarında yaptığı heyecanlı miting konuşmalarıyla ünlendi.

Edebiyat dünyasına 2.Meşrutiyet döneminde başlamıştır. Roman, hikaye, tiyatro ve inceleme türünde eserler vermiştir. Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in yanında savaşmış ve rütbe almıştır.

Eserlerinde genel olarak kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna yer vermiştir. Düşünce yazılarında ise kadın haklarına eğilmiştir. Eserlerinden bazıları sinema ve televizyona aktarılmıştır.

1926 yılından itibaren 14 sene yurtdışında yaşamış ve İngilizce dilinde makaleler yazmıştır. Yurtdışından döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’nde Profesör olmuş ve İngiliz filolojisi anabilim dalı başkanlığı yapmıştır.

1950 yılında Demokrat Parti’den İzmir milletkevekili olmuştur. 1955’te eşi Adnan Adıvar vefat etti. Kendisi de 9 Ocak 1964 yılında İstanbul’da 80 yaşında böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

 

Millî Mücadele Dönemi ve Halide Edip Adıvar

Millî Mücadele, Mondros Antlaşması’ndan (30 Ekim 1918) sonra Avrupalı işgalci devletlere karşı girişilen bağımsızlık savaşlarının genel adıdır. 1918-1923 yıllarını kapsayan süreç Türk milleti için milletçe istiklal uğruna savaşılmış dönem olarak yorumlanır. Yokluk içinde yaşayan halk, köylüsüyle şehirlisiyle birlik olup canları uğruna İstiklal Savaşı’nı başarıyla kazanmıştır.

Kurtuluş Savaşı, İstiklal Harbi, Bağımsızlık Mücadelesi, adına her ne dersek diyelim Millî Mücadele dönemi Türklerin destanıdır. Üst tabakadan alt tabakaya kadınıyla erkeğiyle gerek savaş meydanında gerek cephe gerisinde (bazı istisnalar hariç) birlik olunmuş ve yokluk içinde zafer kazanılmıştır. Geniş kitleleri uyandırmak, harekete geçirmek adına dernekler yoluyla veya yazı faaliyetleriyle seslerini duyuranlar arasında bulunan Halide Edip, döneme damgasını vurmuş Türk kadın yazarımız, bire bir yaşadığı dönem içerisindeki Millî Mücadele’yi şu üç kelime ile tasvir etmesi manidardır. Yangın, kan ve utanç… Buradan anlıyoruz ki, Halide Edip işgalci devletlerin yalnızca topraklarımıza yaptığı tecavüzden bahsetmez. Kan gövdeyi götürürken kadınlarımıza yapılan o utanç verici saldırılardan da bahseder. Yaşanan yoksulluk ve Avrupalı devletlerin çeşitli bölgeleri yakıp yıkmasının karşısında, çaresizlik içinde kıvranan Osmanlı Devleti teslim bayrağını çekmeyi savunurken, düzenlenen kongrelerde direniş fikrinin öne çıkması halkı giderek İstanbul’dan (hükümetten) uzaklaştırdı.

Yazarımız bir İngiliz-Avrupa kültürüyle yetişmesinin verdiği etki karşısında batı sempatizanıdır. Batının eğitimine, kadınların giyim kuşamlarına hayran olan Halide Edip, buna çokça eserlerinde yer vermiştir. Ancak Halide Edip, Avrupalıların Türklere karşı tutumlarını gözlemledikten sonra kendi içerisinde milletine karşı bir ilgi doğar. Yazılarında da bunu görmek mümkündür. Daha Anadolu’ya varmadan İstanbul’da karşılaştığı halk ile içi içe geçmiş, tanımış ve mücadeleci ruhlarını keşfetmiştir. Böylece kaleme aldığı eserlerinde milletinin cesur yüreklerini, vatansever, mücadeleci kişiliklerini över, yüceltir.

Batılı devletlere ve Amerika’ya karşı duyulan nefretin baş gösterdiği dönemde Türkler savunma dernekleri teşekkül ederek toplanmaya başlarlar. Karakol adı verilen teşkilatta Halide Edip de görev alır. Bu teşkilatın amacı Anadolu’ya silah ve cephane kaçırmaktır. Bu süreç içerisinde Türk milliyetçilerini uyandıran olay ise muhakkak ki 15 Mayıs’ta Müttefik donanmasının himayesiyle Yunanlıların İzmir’i işgaliyle başlar. Bu olayla Halide Edip kendisini milletiyle birleşmiş bütünleşmiş hisseder.

18 Mayıs’tan itibaren Türk Ocağı, Yunanlıların İzmir’i işgaline karşı protesto eden mitingler düzenlemeye başlar. Bu mitinglerde aktif rol alan Halide Edip konuşur. İlk mitingi 17 Mayıs 1919’da İstanbul’un Fatih semtinde yapar. Takriben yetmiş beş bin kişinin katıldığı bu mitingde halkın başları üzerinde uçan müttefik uçakları, insanları korkutmayı ve kısa süre de olsa, dağıtmayı başarmıştır. Fakat halk ile Halide Edip arasındaki bağ, tekrar birleşmeyi sağlar. Bu mitingin ardından düzenlenen gösteriler devam etmiş ve içlerinden en unutulmazı Sultanahmet mitingi olmuştur. Halide Edip’in Sultanahmet konuşmasında döneme damgasını vuran şu sözler olmuştur:

“Fatihlerin, Yavuzların, Kanunilerin ülkesi istiklalsiz kalamaz! Birbirimize ellerimizi uzatalım! Tek bir hedefe; yalnız Türk istiklal ve milliyeti gayesine doğru yürüyelim! Vatan behemehâl kurtulacaktır! Milyonlarca kahraman evladının omuzlarında yaşayan aziz ve mübarek vatan! Sen! Bu eşsiz sayısız kahraman evlatlarınla haklı olarak övün! Sahibi bulunduğu ateşli, mefkûreli, Türk Gençliği, senin fedakâr koruyucularındır! Bu eşsiz kahramanların gölgesinde sen, ebediyen payidar olacaksın!”

İki yüz bin kişinin katıldığı bu mitingde sarıklılar, çarşaflılar, fesliler, aydın kesim, İstanbul halkı, bu meydanda tek bir vücut olmuştur. Avrupa’da da büyük etki yaratan Sultanahmet mitingi sayesinde Halide Edip adeta efsaneleşmiştir.

Bu olayları takip eden bir diğer vaka ise gözde bir milliyetçi olarak gördüğümüz Halide Edip, Atatürk’e yazdığı 10 Ağustos 1919 tarihli mektubuyla gündeme gelmiştir. Mektubun içeriğinde Amerikan mandacılığını savunan yazarımız Sivas kongresinde tartışmalara yol açmıştır (Atatürk bu mektuba Nutuk adlı eserinde tam metin olarak yer vermiştir). Öyle görülüyor ki Halide Edip dönem dönem bir karışıklık yaşamış ve milletin yaşaması için mandacılığı bir ilaç olarak görmüştür. Bu olayların etkisiyle Londra’ya giden yazarımız bir yazısında “Mustafa Kemal Paşa haklıymış!” diye yazmıştır.

Halide Edip, Millî Mücadele yıllarını anlattığı en önemli eserinden biri olan Ateşten Gömlek (1922) Sakarya zaferinden sonra yazılmış İstiklal Savaşı’nın adeta bir destanıdır. Bu romanda Halide Edip’in iki yeni durumunu görmek mümkündür.

1) Halide Edip’in Batı hayranlığı Avrupalıların tutumu karşısında nefrete dönüşmüştür.

2) Halide Edip’in Millî Mücadele yıllarında Anadolu halkı ile temas etmesi, Anadolu Türk’üne karşı büyük bir hayranlık duygusuna yol açmıştır. Bu romanından sonra Halide Edip, Anadolu insanını daima yüceltecektir.

Halide Edip’in bir diğer Millî Mücadele yıllarına ait eseri de Vurun Kahpeye adlı romanıdır. Bu eseri 1923’ten itibaren Akşam gazetesinde bölüm bölüm yayımlanmıştır. Halide Edip eserinde Batıyı işgalci Yunan kuvveti olarak gösterir. Ateşten Gömlek eserinde olduğu gibi yazar burada da Batıya kin duyar. Halide Edip’in Vurun Kahpeye romanında işlediği önemli bir nokta ise din ve bağnazlıktır. Genel olarak yazarımızın eserlerine bakıldığında iyiler daima kazanır ve kötüler hak ettikleri cezaya çarptırılır. Fakat bu iki eserin kahramanları vatan için savaşıp kendilerini feda ederler. Eserlerinde yazdığı karakterler, olaylar, Halide Edip’in yaşadığı Millî Mücadele günlerinde bizzat şahit olduğu olaylardır.

Halide Edip Adıvar ve Turancılık-Türkçülük Fikri

Türkçülük, XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde entelektüel düzeyde başlayan fikir akımı, siyasal ve ideolojik boyut kazanan harekete dönüşmüştür. Kültürel Türkçülüğün hız kazanması II. Abdülhamit dönemine rastlamaktadır. Bu fikir akımını yaymak için yazı faaliyetleri önemli yere sahiptir. Özellikle Kahire’de neşredilen ilk gazete ‘Türk’ adını taşıyordu.

1910-1912 yılları Halide Edip’in çevresinde bulunan Türkçülerle temasa geçtiği dönemdir. Ziya Gökalp’in ve etrafındaki diğer Türkçülerin etkisinde kalan yazarımız ideolojik roman olan Yeni Turan eserini kaleme almıştır. Dönemin önemli Türkçülerinden olan Yusuf Akçura ve Gökalp ile sürekli iletişim halinde olan Halide Edip, Ziya Gökalp hayranıdır. Fakat siyasi anlayış olarak birbirlerinden ayrılırlar.

Halide Edip, II. Meşrutiyetten sonra basında geçen olaylara Yeni Turan adlı eserinde geniş yer verir. “Turan” kelimesi aslen eserde Türkiye manasında kullanılmıştır. Yazarımız Türkçülüğün etkisiyle yazdığı eserinde hem Osmanlı İmparatorluğu’nun muhafaza edilebileceğine hem de sağlam bir Türk milliyetçiliğinin doğacağına inanmıştır.Yeni Turan romanında, Turancılık-Türkçülük fikrinin savunulduğu görülse de “âdem-i merkeziyetçilik” fikriyle bir arada verildiği görülmektedir.

Halide Edip’in Turancılık-Türkçülük fikrine bakıldığında sosyal değişmeler ve gelişmeler ancak kültürlü ve idealist insanlarla mümkündür. Bir ülkenin baştan başa değişmesi böyle insanların artmasıyla sağlanabilir ve sosyal hayatta söz sahibi olmalarıyla mümkündür. Halide Edip, eserinde ideal Türkiye’sini, kadınlara batı tarzı eğitimi, batı tarzı hakları, batı tarzı giyim kuşamı teşekkül edecek insanlar ile milli tarih bilincine sahip, coğrafya, din ve beşerlerin sorumluluk duygusuyla dolu insanlarla hayal eder. Halide Edip’in eserinde üzerinde durduğu bir diğer nokta ise toplumda öteden beri devam eden eski-yeni çatışmasıdır.

Halide Edip, Türkçülük düşüncesini benimseyinceye ve Yeni Turan eserini yazıncaya kadar Batı’yı bir düşman olarak değil, takip ve taklit eden yeni bir dünya olarak görür. Ancak bu eserine bakıldığında Halide Edip, Batı’yı Türklerin siyasi varlığını tehdit eden bir oluşum olarak değerlendirir. Yeni Turan romanı dağılmakta olan Osmanlı’nın, son demlerinde, muhafazakâr ve modernist, idealist, batıcı partilerin gözünden nasıl görüldüğüne dair bizlere ipuçları vermektedir. Yeni Turan romanı, kozmopolit bir devletin nasıl milliyetçi bir devlet yapısına büründüğünün sürecini paylaşmaktadır. Halide Edip’in yazıları ve romanları, Türklerin geleceğe karşı duyduğu korkuların, tereddütlerin ve kaybolmayan ümitlerinin mahsulüdür. Yeni Turan bir kimlik arayışı içinde bulunan milletin hikayesidir.

Halide Edip’e göre Turancılık-Türkçülük fikrinin başarıya ulaşması için Türk halkının sırtında bulunan yükün hafifletilmesi gerekir. Türk milleti, devletin bekası için gece gündüz çalışmakta, vergi vermekte, akından akına gitmekte ve canıyla başıyla savaşlarda çarpışmaktadır. Fakat İstanbul Hükümeti halkın gösterdiği özveriyi göstermediği apaçık ortadadır. Bu durum haliyle her şeyini feda etmeye razı olan Türk halkı için rahatsızlık uyandırmaya başlamıştır. Filhakika bu durum adem-i merkeziyetçi yapıyı gerekli kılmıştır.

Sonuç

Anadolu halkı çağdaş medeniyete ulaşmak için Batı’yı taklit etmeye çalışırken kendi öz benliğini kaybetme korkusu da yaşamaktadır. Bu süreç II. Meşrutiyet ile başlayıp Millî Mücadele yıllarıyla zirveye ulaşır. Halide Edip’in yetiştiği II. Meşrutiyet devrinde milliyetçilik hareketleri ön plandadır. Şark-Garp çatışması yaşayan yazar, yazarlığının ilk devresinde Batı sempatizanıdır. Batı kadının giyim kuşamıyla İstanbul’un Şişli semtinde oturan Türk kadınını bir görmektedir. Batı’nın eğitimine, sosyal yaşantısına ilgi duyan Halide Edip’in Anadolu halkı pek gözünde olmaz. Yazarımızın milli bilinci Yunanlıların İzmir’i işgaliyle başladığı kanısına kaleme aldığı eserlerden rahatlıkla ulaşabiliriz. Fakat öyle görülüyor ki dönemin koşulları incelendiğinde fakir ve tükenmekte olan Anadolu insanına Batı kültürünü empoze etmekten başka çare görülmemiş olunabilir. Çünkü bu durum tamamıyla Şark-Garp çatışmasıdır. Bağımsızlık savaşından sonra kendini kabul ettiren Türk halkı, yeniden kendi eksiklerini Batı’dan almaya ve hızla batılılaşma yoluna gitmektedir.

Türkçülük bilincinin uyanışıyla birlikte döneminde önemli yere sahip olan Halide Edip Türk halkıyla adeta tek vücut olmuştur. Savaş döneminde düzenlenen mitinglerde birlik çağrıları yaptığı halkı aydınlatan, bilinçlendiren kahraman kadınımız Halide Edip Adıvar hem cephe de hem de cephe gerisinde olsun aktif rol oynamıştır. Her eserinde mutlaka eğitime değinmiştir. Özellikle kendi öz hayatının etkisiyle kadın ve kadın haklarına, kadının eğitimine dikkat çekmiştir. Yeni Turan eserinde bile her ne kadar milliyetçi ruhunun etkisiyle yazmış olsa da içerisinde kadının değerine mutlaka yer verir. Halide Edip’in yaşadığı dönemin özetini ve fikrilerini verecek olursak Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserindeki şu bölüme yer vermek manidardır: “Ta Birinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak tarih öncesi olaylar gözümün önünde canlanıyordu. Milletler, ırklar daima öldürmek, yakmakla meşgul. Her insanın yüzünde, karşısındakini nasıl öldüreceğini düşünen bir maske var. Bana öyle geliyor ki, bu düşünce, edebi insan insiyakını (içgüdüsünü) hissettiriyor. Öldürme insiyakı olmayanlarsa insan cinsine daima bir yabancıydılar. Yüzleri insan, dilleri insan olabilir, fakat kendileri bambaşka bir cinsten idiler. İçimden bir ses, bu cinsten ayrılmak, kurtulmak istiyordu. İçimdeki gayz (kızgınlık) değil, kin değil, insanlıktan nefretti.” (ADIVAR, 2014: 278).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aynı Mesleği Yapan Kişiler

Başa dön tuşu

Adana evden eve taşımacılık İzmir evden eve taşımacılık Bursa evden eve taşımacılık Eskişehir evden eve taşımacılık Alanya evden eve taşımacılık İzmit evden eve taşımacılık Ankara evden eve taşımacılık Konya evden eve taşımacılık Antalya evden eve taşımacılık Bodrum evden eve taşımacılık

izmir escort